08 Kasım 2009 Pazar

çaykolizm ve petibör ilişkisi


saat 5 e geliyor, keyiften başka yapacak işim yok!

kaloriferler yandı demin, kendime bi çay yaptım.

melankolizme hayır, çaykolizme evet!

hanimiş benim petibörlerim?

pijamalı 5 çayı! ay layk it!

05 Kasım 2009 Perşembe

bi an - bi not


bunu seyredip gaza geldim. dışarısı 5 derece filan heralde. çıkıp sigara içtim.
sene en fazla 2002 olmalı. beraber seyretmiştik bu filmi.
bizim oradaki sinemada.
sonra parkta oturup hasssiktirr olmuştuk. :)
seneler çabucak geçio be denizim!

sadece kasımda diil hayatın her anında aşk bambaşka..
umarım hep bi şekilde bi şeyleri aşkla yaşarız..
kendi tanımlarımız aşka dair olursa,
aşk sabahları içtiğin sıcak sütlü kahveye benzerse,
sen benzetebilirsen,
aşk hep seninle.
onu yaratmak bizim elimizde.

trafiğin ortasında karşıdan karşıya geçerken,
ya da sahilde tek başına yürürken,
bi an yakaladığında,
o an seni sen yaptığında,
aşk orada olacak,
sen de onunla olmayı tercih edersen.

nasıl algılıyorsan yanından geçip gidenleri,
durup seninle kalanları,
sen hepsini ayrı ayrı sevmeyi başarabilirsen,
aşk orada olacak,
sen de onunla olmayı kabul edersen.

bi gün yağmur yağacak, öbür gün güneşi göreceksin.
sen bile aynı sen değilsin hiç bi anda.
demir attığın duygular arasında,
aşk varsa,
sen aşksın,
aşk da seninle varolan,
seni tanrılaştıran,
senin tanrına seni yakınlaştıran.

her şey bi yana,
dileklere adanan ağaçlar ölür,
mumlar ise söner.
sen varoldukça kendini dile hep,
o halde,
aşkla dile.
ki
aşk senle nefes alsın,
senle büyüsün,
varsın senle ölsün!
herkesin noktası kendine,
aşkı kendine!

kişisel fikrimi soracak olursan,
sormasan da bu kalbimdeki yegane cevap,
hep benle olan, beni ben yapan:
aşk o kadar büyük ki,
ölsek de,
altına imza atamadığımız bi vasiyet.
senden benden geçen,
serseri bi emanet.

peki sahiplenebilir miyiz aşkı?
hayır.
o her yere, her şeye ait.
aslında her yer ve her şey de ona.

aşk dönüşmek için var,
sana,
bana.
bi küçücük gülümse,
bi kerecik ağla.
aşk dönüşmek için var,
dövüşmek için değil.

hayatla dövüşme,
aşkla dönüş,
bi kahve ikram et kendine,
eskiyi an, yenisine yan.
aşk bizi yakmaz,
biz bizi yakarız.
bahanesiz ve sade olmalı,
saadete böyle ermeli.

aşk tesadüf olamayacak kadar büyük,
tesadüf kader olamayacak kadar küçük,
biz kaderiz,
ağır aksak..
aşk kaderimiz,
eğer aşksak..

24 Ekim 2009 Cumartesi

gel geeeel mottoya geeeel!


"life is too short to drink bad wine"


ile başladı herşey. ve bu yeni bişi değil biliorum.
mottolar diyarında buna tekabül eden başka başka cümleler yok değil, evet.
ama nasip böyleymiş.

bi kadeh kırmızı şarapla yıkandı tezahürüm.
canım ders çalışmak istemior, her zamanki gibi. hiç bi zaman sevemedim sorumlu öğrenciliği. konu içkiyse sorumlu davrandığım söylenebilir. bi kaç istisna dışında tabi.

hayat dandik şarap içmeye değmio hakkaten, lakin delikse cebim ona da eyvallah derim hiç kuşkusuz. içmeden yaşamaya hiç hiç değmio çünkü, alkolik değilim hayır.

sadece şu: milyonlarca kural arasına tıkılıp kalan ruhların şifası.
dinler yasaklayadursun, insanoğlu ihlali seviyor her daim.

ve ben pek de iyi olmayan şeyler için haddinden fazla yoruluyorum.
kötülükle çarpan kalplere hep bi şans daha veriyorum.
değmeyeceğini biliorum,
bunu her gece biliorum.
her sabah.. yine biliorum.
şapşallığın bini bir para bende,
milli piyangoyla yarışabilirim ikramiye hususunda.
aptal değilim ama
akıllanmıyorum da!

17 Ekim 2009 Cumartesi

battıbalık

bi de ne var bilio musunuz?
hani yakın arkadaşları olur insanın.. kimisi "dost" der, daha derinlikli bi şeyi ifade eder.
dostları olur insanın.. kimisi "kardeş gibi" der, daha kanlı canlı bi şeyden bahseder.

sonra bi gün durup düşündüm.
aylardır görmemişim kardeşim gibi'yi.
aylardır aramamış beni.
yolculuktan bi gece önce aradı aslında. baz istasyonlarından seken bi helalleşme yaşandı evet.. ama hepsi bu.

bi de neyi anladım bilio musunuz?
böle mesafeler, başka başka ülkeler girince araya,
yakınlarınız daha bi yakın oluo sanki. büyüdükçe büyüyolar.
uzaklarınız ise ufalanıp küçülüyolar,
ve geriye kuru bi "gibi" kalıo.


abidik gubidik


kendimi kandırdım.
olandan kaçıp, belkilere sığındım.
başkaları çok mutlu oldu,
elimden geleni yaptım.


bunu kendime neden yapıorum?
bi kez olsun gerçeği fısıldasam,
ve bu çok canımı yaksa,
gözlerim ağlamaktan mercimek kadar kalsa.


bi kez kendime dürüst olsam,
ve başkaları bi kerecik mutsuz olsa.