19 Kasım 2010 Cuma

böyle tatile ben kurban

hellolardan bi demet!

efenim ziyadesiyle uzun geçen bu tatilde blogumu pas geçseydim ayıp edecektim. tam da bu sebeple başlıyorum.

cuma günü ofisten uçarcasına çıkıp direk kuzenlere bağlandım. orijinal planımız olan kadıköy'de rakı balık sefasınıdan vazgeçip evde şarap pizza olayına girdik. bin farklı muhabbete nispet geceyi biraz erken noktaladık; öyle ki hepimiz evin farklı noktalarında uyuyakaldık. ertesi sabah evin beyi olan sevgili eniştem mükellef bi kahvaltı sofrasıyla günaydın dedi bizlere.. yedik, yedik ve yedik.

aynı günün akşamı çok sevgili bi arkadaşımın pek muhterem eşinin doğumgünü münasebetiyle fasıllanmak üzere rotamız beyoğlu'na çevrildi. yedik, içtik ve içtik. ben biraz fazla içtim, biraz fazla güldüm, biraz fazla eğlendim. diyeceğim o ki iyi geldi. geceyi yaş ortalaması 19 olan bi barda saçma sapan danslar yaparak noktaladık ve evlere dağıldık.

ertesi gün, yani oda sıcaklığında ve atmosferik basınçta pek sevmediğimiz bi gün olan pazar günü beklenilenin ötesinde bi dinçlikle kalkıp yine bi önceki akşamki takımla forum istanbul isimli heyhüla alışveriş merkezine yollandık. maksadımız pek ulviydi: h&m'i tavaf edip hacı olmak. olduk efenim. fena diildi, h&m yani. yoksa o manyak kalabalık ve curcunaya rağmen yine de çok güzel bi gün geçirdik. en güzel kısmı bahsi geçen avm'de keşfettiğimiz earth cafe adlı mekanda yediğimiz leziz yemekti. yine yedik, yedik ve yedik.

pazartesi günü uzun zamandır görmediğim sevgili arkadaşım zuzuyla buluştuk ve moda beppe'de kahvaltı ettik. yazının bu noktasında bi es vermek istiyor ve vedat milor'la hiç bi akrabalık ilişkim olmadığını belirtmek istiyorum. evet ne diyordum, kahvaltı ettik. moda'dan havalanıp kadıköy'de dolanarak hedeflediğimiz yorgunluk seviyesine ulaşıp eve gitmeye karar verdik. bu seferki menümüzde annemin şirince'de zulaladığı şaraplar vardı. karadutu beğendik ve huşu içinde seyreden bi muhabbetle bi şişe şarabı usulca devirdik.

ta taaaa! bayramın 1. günü geldi çattı. sabah erkenden kalkıp, sırt çantamı hazırladım. zuzuyla komşufırın'da yapılan hızlı bi kahvaltı sonrasında ben, teyzem, teyzemin iki kuçusu, iki adet kuzen ve bi adet enişteyle memleketimiz ereğli'ye doğru yola koyulduk. ve böylece her zaman olduğu gibi tüm aile bayramın 1. günü buluşmuş ve koklaşmış oldu. artık ne yedik ne içtik saymayacağım, görgüsüz bi obez sanmayasınız beni.

bayramın 2. günü ereğli'den istanbul istikametine, çocukluktan yetişkinliğe (bunu söylemek hala ağır geliyor, gerçekler ne acı), totalde 3,5 saat süren bi otobüs yolculuğu yaptım. yolculuk kısa olmasına rağmen toplamda 3 kere ikram yapıldı. insanların çubuk kraker, topkek ve koltukların arkasındaki bit kadar ekrana olan yoğun ilgisinin tersine anyoldaşım ipod kulağımda, camdan sonbaharın türlü tezahürünü seyretmeyi tercih ettim. yalnız servis yapan gördüğüm en güleryüzlü otobüs çalışanı cengiz bey çayımı şekersiz içtiğimi gayet net biliyor artık.


akşam eve gelip çalıştım. bzzzzztttttt. yanlış okumadınız, gerçekten çalıştım. böyle uzun bi tatili leptapın kapağını açmadan geçirmek ha? valla çarpılırım. olsun, kulağa pis geliyor ama kaynağı belirsiz bi motivasyonla yapmam gereken işlerin bi kısmından kurtulup, tuhaf bi huzur haliyle yatağıma yollandım.

ve bugün. bugün çok güzeldi! daha güzel olabilirdi (şımarıklık etmiş diilim, var bi bildiğim) ama yine de çok güzeldi! sabah erkenden maşukiye'ye doğru yola çıktık. hava pırıl pırıl biz cıvıl cıvıldık! maşukiye'de tahminlerimizin ötesinde bi insan seli karşıladı bizi. internetten aldığımız tavsiyeye dayanarak bi yere oturduk ve uslu uslu kahvaltımızın gelmesini bekledik. mekan o kadar kalabalıktı ki, sipariş vermek için yöneldiğimiz amca kişisi bize fırsat bırakmadan "yetişebilirsem gelcem" dedi. müteşekkiriz ki yetişti. yedik, içtik, konsept gereği herşey kiremitte servis edildi. misal şöyle bi diyalog mevcut harddiskte:

-sucuk tava alabilir miyiz?
-yokkhh.. tavada olmaz.. kiremitte yaparız ama..
-eee oluuur.. @$½&*

efenim kahvaltıdan sonra yeter popoları yayıp oturduğumuz, biraz yürüyelim dedik. maşukiye'yi mekanları atıp layerlı düşünecek olursam, şirin bi çay ve çevresindeki doğadan sebep şirin bulabilirim. havası mis gibi. ancak derme çatma, uydurma kaydırma yapılmış özensiz mekanlar maalesef hem gözü hem ruhu yoruyor. yine de azmettik ve çay boyunca, minik şelaleleri seyrederek kısa bir yürüyüş yaptık. finalde susuzluğumuzu bi miktar birayla giderip, istanbul'a doğru yola çıktık.

bitmedi. haydin lunapark diyerek bostancı'ya konduk. yükseklik korkuma gem vurup coaster'a binmeye razı geldim. bi miktar küfür ettim. coaster'dan tek parça çıktıktan sonra, bu sefer hız tutkumuza yenilip russian mountains adlı oyuncağa bindik. bu tecrübeden sonra iç organlarımın tıp literatündekiyle aynı dizilimde olmadığını iddia edebilirim. ama yetmedi, daha biletimiz var, şu tapis masum bi şey galiba diyerek günün en büyük manyaklığına imza attık. yok böyle bi şey. balkondan aşağıya bakamayacak kadar yükseklik korkunuz varsa hiç niyetlenmeyin. bu tapis sadece yükseklikle aşık atmıyor, aynı zamanda gereksiz hızlı. kallavi küfürler eşliğinde o aletten de tek parça inmeyi başardım. takım arkadaşlarım cengaverlik edip street fighter adlı başka bi manyaklığa daha imza attılar, ben o sırada aşağıda tırnaklarımı yiyordum. ve finali çarpışan arabalarla yapıp, huzura erdik efenim. muhtemel istifraların önüne geçmek için boş mideyle ettik tüm bunları, eee aç ayı oynamaz. karnımızı doyurup takımdaki müstakbel gelin-damadın evine geçtik. beyler playstationlanırken, biz kız kısmısı yaklaşan düğünden, ayakkabılardan ve astrolojiden dem vurup derinlere dalmadan tatlı tatlı muhabbet ettik. sonrası evlere dağılmaca.

bu kadar anlattın, bize ne demeyin. benim şu yukarda saydığım her bi detaya o kadar ihtiyacım vardı ki! kurban bayramından hazzetmem ama tatili iyi geldi. huzurlarınızda ailemin varlığına ve arkadaşlarımın canlığına yeniden şükredip, yazıma bi süredir tekrarlamaya mecalimin olmadığı bi şiir ile son veriyorum:

en güzel günlerimiz

henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz
henüz söylememiş olduğum sözdür.

hepimize iyi günler!

2 kıpırtı::

bherefu dedi ki...

enfes bir yazı olmuş..vedatmilor uyarısının zamanlaması da cabası..tam kaçacakken..:)

karameL dedi ki...

:)

Yorum Gönder

yorumlayın garii!