11 Aralık 2010 Cumartesi

ping pong! ding dong!


blogu alıntı ve özlü sözlere boğmak yönünde bi eğilimim olduğu düşünülmesin ancak şu aşağıda okuyacağınız paragraf bana sille tokat girişti, öyle ki kumbaraya atmadan edemedim.

mühendislik okurken tarumar olup, kafasını kallavi formüllerden sıyırmaya teşebbüs eden, hayata doğru bakan, hatta bodozlama dalan her kişiyi etkiler şu satırlar..
tek şart mühendislik formasyonundan geçmek değil tabii, ama onlar -sanırım- daha iyi anlayacaklardır beni..

‎''İkinci Dünya Savaşı'nda torpidoyla batırılan bir Japon şilebi, Tokyo limanının dibinde yatıyordu, gövdesinde koca bir delikle. Mühendislerden oluşan bir ekip şilebin su yüzüne nasıl çıkarılabileceğini tartışırken aralarından biri çocukluğunda seyrettiği bir Donald Duck filminde okyanusun dibinde yatan bir geminin gövdesindeki kocaman bir deliğe pingpong toplarının enjekte edildiğini ve geminin o suretle yüzdürüldüğünü anlatıyor. Ekip bu hikayeyi kahkahalarla dinliyor. Fakat uzmanlardan birinin aklı bu çözüme yatıyor. Peki, dünyanın neresinde 20 milyon adet pingpong topu bulunabilir? Elbette sadece Tokyo'da. Ve 20 milyon pingpong topu o şilepteki deliğe yerleştiriliyor, şilep yüzeye çıkıyor. Mükemmel çözüm. Etik sorunların çözümü ancak tamamen farklı bir düzeye geçildiğinde bulunabiliyor. Ayrıca en terso durumlarda insanın kendine güvenmesi gerekiyor.''

Tom Waits

ve şu 'en terso durumlar' meselesinin de hastasıyım. on puan.

0 kıpırtı::

Yorum Gönder

yorumlayın garii!